Tuba Coşar
Kaşif
General karakterine hiç ısınamadım. Kitap boyunca süren o boğucu monolog, dostane bir buluşmadan ziyade, aristokratik bir kibrin tek taraflı yürüttüğü katı bir mahkemeydi.General’in dostluk ve aşk üzerine kurduğu o ağdalı tanımlara katılmıyorum.Henrik’in en büyük yanılgısı, insana taşıyamayacağı kadar kusursuz anlamlar yüklemesidir. Oysa hayatta "ideal insan tipi" yoktur; insan doğası gereği noksandır. kendi yarattığı kusursuzluk hapishanesinde ömrünü tüketmiş, saplantılı bir figürdür.bu steril erkek dünyasının en rahatsız edici yanı ise kadınların"yok hükmünde" olmasıdır.Krisztina, etten kemikten bir özne olarak asla var olamaz; sadece iki erkeğin mülkiyet kavgasında sessiz bir nesne olarak konumlandırılır. Kendini anlatmasına izin verilmediği gibi, gerçeğini barındıran günlüğü şömineye atılarak yakılır. insanın kusurlarını ve kadının sesini yok sayan kibirli bir adamın monologudur.bilgelikten ziyade kendi kendini tüketen trajik bir dayatmadır. ​