Sema Buzakçı.
Kaşif
Fâtiha Sûresi Tefsiri insana bir sûreyi açıklamıyor; bilincin, varlığın ve hitabın nasıl mümkün olduğunu gösteren metafizik bir yarık açıyor. varlığın kendi kendini temaşa biçimi hâline getiriyor. Artık orada kulun Allah’a yönelişi değil sadece Hakk’ın, kuldaki idrak imkânı üzerinden kendi isimlerini seyredişi konuşuluyor. Bazı bölümlerde dil neredeyse anlam taşımayı bırakıyor şuurun üzerine çöken perdeyi kavramın içinden yırtmaya çalışıyor. Bu yüzden metni anlamakta zorlanmıyorsunuz yalnızca metin, ‘anlayan ben’ dediğiniz şeyi de problem hâline getiriyor. Özellikle Fâtiha’daki hitap düzenini açıklarken insan şunu fark ediyor: Burada sûre tefsir edilmiyor, ontolojik bir ibadet teorisi kuruluyor. Dua ile varlık, marifet ile zuhûr, kul ile esmâ arasındaki çizgiler erimeye başlıyor. Ve en ürpertici tarafı belki de şu: Kitap bittiğinde Fâtiha artık kısa bir sûre gibi görünmüyor. İnsan, bütün varoluşun o yedi ayetin içine sonsuz biçimde katlandığını sezmekten kurtulamıyor.”