Rumeysa Ortaç
Kaşif
Uzun Hikâye, babasından kalan daktilosuyla adaleti arayan "Sosyalist" Ali ile uğruna her şeyi göze alıp kaçan Münire’nin tren rayları boyunca uzanan hayatını anlatıyor. İstasyon kasabalarında, göçebe vagonlarda çocukları Mustafa ile birlikte oradan oraya savrulan bu küçük aileyi okurken, aslında çoktan kaybettiğimiz saflığı, hesapsızlığı ve kopmaz aile bağını iliklerinize kadar hissediyorsunuz. Kitap boyunca Ali’nin haksızlıklara boyun eğmeyen dik duruşuna ve bir istasyondan diğerine taşınan hüzünlü ama onurlu çileye çok içeriden bir yerlerden ortak oluyorsunuz. Kitabın sayfalarını çevirdikçe, doğruluğun ve vicdanın gücüne yeniden inanmak istiyor insan. Mustafa’nın gözünden şahit olduğumuz bu büyüme ve göç hikâyesi bittiğinde, buruk bir tebessümle 'iyiki bu küçük ailenin hayatına misafir oldum' diyorsunuz.