Double_Dragon
Dönemin Paris’i ve çevresinde; toplumun farklı katmanlarından insanların ölümünü ve cenaze süreçlerini hikâyeleştiren sıra dışı bir kitap. Genç, yaşlı, zengin, fakir… Ölüm karşısında herkesin ortaklaştığı o kaçınılmaz çizgiyi dramatik bir ağıt tonuyla değil; soğuk, gözlemci ve neredeyse klinik bir dille anlatıyor. İlginç bir okuma deneyimiydi. Daha önce Bir İdam Mahkûmunun Son Günü’nü okurken, ölümü mahkûmun kendi zihninden ve korkusundan hissediyorduk. Buradaysa bakış dışarıda duruyor. Ölüm anından çok, ölümün çevrede bıraktığı yankılar anlatılıyor. İnsanların yasları, kayıtsızlıkları, çıkarları, alışkanlıkları… Hatta bazen en yakınların bile ölüye ne kadar hızlı hayatın dışında kalan biri gibi bakabildiği. Belki kitabın en çarpıcı yanı da bu: Zola ölümü romantikleştirmiyor. Onu hayatın doğal ama rahatsız edici bir gerçeği olarak masaya yatırıyor. Ve bunu yaparken insan ilişkilerinin samimiyetini de sessizce sorguluyor. Kısa ama insanın içinde uzun süre kalan kitaplardan biri.