Gökhan Taşkıran
Kitapkurdu
İhsan Oktay Anar’ı okumak nasıl bir deneyim?" diye sorsalar, "daldan dala atlayan bir maymunu izlemek gibi" derim. Daha ilk sayfadan itibaren okuyucuyu birbirine geçen olaylar ve karakterler karşılıyor ki bu anlatım tarzının herkese hitap etmediği çok açık. 17. yüzyıl Konstantiniyye’sindeki bir dilenciden, kendini şehzade sanan kahvehane çırağına, oradan da Bağdat’ta nam salmış bir hırsıza uzanan bu çok sesli yapıda tek bir ana karakter yok. Ancak yazarın tüm bu farklı unsurları birbirine bağlama noktasındaki ustalığı gerçekten takdire şayan. Eser kendini okutsa da alışılmış bir olay örgüsü ve karakter gelişimi barındırmaması derinlik arayan okuru hayal kırıklığına uğratabilir. Yazarın muazzam bir hayal gücü olduğu kesin. Örneğin kitabın en ilginç kısımlarını oluşturan "İstihbarat-ı Hümayun" üzerine tek başına koca bir roman yazılabilirdi. Bu zenginliğin böyle harcanması potansiyelinin hakkını tam verememiş. Yine de iç içe geçen anlatımlara yabancı olmayan bir okur şans verebilir.