Ömer Faruk İnceler
Üstat
Zaman Sığınağı’na başladığımda içimi ısıtan Alzheimer hastaları için kurulmuş o şefkatli geçmiş klinikleri fikri, sayfalar ilerledikçe beni çok şaşırtarak tam bir kaosun ortasına bıraktı. Aslında insanlardaki yalnızlığın verdiği acıyı dindirmek adına çok vicdani, çok insani bir çözümdü. Ama yazar öyle bir şey yapıyor ki, o masum kaçış alanını alıp tüm insanlığın şimdiki zamandan kaçtığı devasa bir deliliğe, bir zaman distopyasına çeviriyor. Fark ediyorsunuz ki, acıdan ve bugünden kaçmak için hafızayı toptan geçmişe gömmek, aslında yaşayan ölüler yaratmaktan, ruhsal bir ötenaziden farksızmış. Şimdiki zaman ne kadar zor ve katlanılmaz olursa olsun, ondan vazgeçtiğimiz, hafızayı geçmişe kilitlediğimiz an vicdanımızı da gerçekliğimizi de kaybediyoruz. Güzel hayaller ile başlayıp, bir kaosun içinde yuvarlanıp, yok daha neler diyerek final yapmak isterseniz doğru yerdesiniz. Unutuşun o tatlı hafifliği acıyı dindirir belki, ama geriye ne insan onuru bırakır ne de yaşanmış bir hayat.