Ileyda  Yağcı
Kaşif
İlk bölümle beraber minicik olan Emel'in kendisi kadar kısa süren öyküsüyle başlıyorsunuz romana. Kayıplar, acılar, gözyaşları, sürgün, her an tetikte olma, yoksulluk, umut, hayal kırıklıkları ve çok daha fazlası... Bir çok kaybın sebebi olan kişilerin yanında ailesinin geçimini sağlamak için çalışmak zorunda kalan babayı okuyunca hayatın acı gerçekleri vuruyor yüzünüze. Evinizden sürülmüşsünüz, bahçeleriniz topraklarınız elinizden alınmış, küçücük çocuklarınız aç ve sizin bu geçim derdinizden kurtaracak kişiler sizi topraklarınızdan atan kişiler. Benim puanımı kırdığım yer babanın onca kayıba rağmen barış, iyi olma, nefret etmeme gibi bir çok öğüt verici konuşmasını çok ütopik bulmamdı. Böylesine gerçek de acıların bulunduğu bu kitapta babanın bazı yerlerdeki konuşmaları aileye ihanet gibi geldi bana. Ahmed'in hikayesi oldukça umut verici bir hikayeydi. Umut... İnsan umudu olduğu sürece yaşamaya, çabalamaya devam ediyor. Peki, insanın elindeki son umudu kaybetmesi?