@fundaakboru
Bilge
Petrikor, yağmurun toprağa düştüğü o ilk anın kokusu… Petrikor, klasik bir olay örgüsünden çok, semboller, metaforlar ve karakterlerin iç dünyası üzerinden ilerleyen bir roman. Bazı kitaplar büyük olaylarla değil, insanın içinde kopan fırtınalarla ilerler. Petrikor da tam olarak böyle bir kitap. Yazarın isim vermemeyi tercih etmesi, hikâyeyi tek bir kişiye ait olmaktan çıkarıp hepimizin kendinden bir şeyler bulacağı bir yolculuğa dönüştürüyor. “Yokluk Ülkesi”, gezegen metaforları ve sürekli hissedilen yağmur öncesi atmosfer, karakterin yalnızlığını, kaçışlarını ve kendisiyle yüzleşmesini çok güçlü bir şekilde yansıtıyor. Finale geldiğinizde ise bütün semboller ve metaforlar anlam kazanıyor. Petrikor, hızlı tüketilecek bir kitap değil. Okurken, okuyucuyu zaman zaman durup düşünmeye ve sorgulamaya yönlendiren ilgi çekici bir roman