Timuçin Gülbaşaran
Kitapkurdu
Aynı mahallede yaşayan, kapı komşusu olan, aynı okula giden, balkonlarından çamaşır eksik olmayan, ramazanlarda teravihe giden, üç harflilerden çok korkan ama yine de ruh çağırmaktan geri kalmayan, birlikte dayak yiyen, akıllarında sürekli bir hinlik dolaşan, anneleri öfkeli çocukların hikâyeleri… Öyküler yer yer yükselen bir mizahla örülmüş ama acı her birinin içine ince ince sindirilmiş. Kitabın sonuna yaklaşırken bende kalan duygu burukluktu. Bunca komik bir kitap nasıl olup da insanın içini sızlatmayı başarıyordu? Hayret! Belki de doksanlarda çocuk olmanın ayrıcalığını tattığım için, bilemiyorum… Ama şunu biliyorum: Modern dünyanın giderek birbirine benzettiği bizler çocukken ne kadar renkliymişiz! Ve yazar nasıl da büyük bir incelikle işlemiş tüm bunları. Kitabı bitirken aklımda şu sorular var: Yusuf acaba şimdi ne yapıyor? Ya Baran? İyi adamlar oldular mı? Gizem nerede? Hâlâ renkliler mi? Yoksa modern dünya onların da renklerini soldurdu mu?