DUYGU GÜLFEM BAYDAR
Bilge
Enteresan bir üslup; yazar aslında kitabı yazmamış, konuşmuş. Konuşma diliyle yazılan kitapları zaten severim de bu romanda fazla. İlk başlarda sevmediğimi düşünsem de sonraları sevdim. Kitabın ilk yarısı sürekli birbiriyle alakasız karakterler ve hikayeler arasında atlayarak geçiyor ve bu nedenle çok ara vererek okumanızı önermem (hikayeden kopabilirsiniz), bu aşamada sıkılmayıp bırakmazsanız ikinci yarıdan itibaren hikayeler birleşmeye başlıyor ve kitabın sürükleyiciliği artıyor. Yazar anadolu haklının inançlı görünümü altında aslında ne kadar büyük kötülükler yapabileceğimi bütün gerçekçiliğiyle ortaya seriyor. Sadece sistemli kötülük yapmak da değil; Ömer’in hikayesinde olduğu gibi, çevrede olan herkesin bildiği bir kötülüğe ses etmemek, karşısında durmamak da bu kötülüğe ait. Sonunda ilahi adalet gelse de, bunları okurken sinir küpüne döndüm çünkü hepsi o kadar gerçek ki. Hüdai Ağa’nın komşularına ayrı sinir oldum. Neyse ki konuşan köpek Çeto vardı da, biraz güldük eğlendik.