AYŞE BAYRAKTAR ÇAKIR
Kaşif
Doğu Karadeniz'in sisli dağlarında, küçük bir köyde geçen bu hikâye; yalnızca Fatih'in yaşamını değil, aidiyeti, aile bağlarını, geçmişle yüzleşmeyi ve insanın köklerinden kopamayacağını da anlatıyor. Roman boyunca en çok Fatih'in iç dünyasına bağlandım. Babasından kalan sırlarla yüzleşirken gösterdiği sabır, köyüne ve geçmişine sahip çıkışı beni derinden etkiledi. Onu okurken bir roman karakterinden çok, uzun zamandır tanıdığım bir insanın hikâyesini dinliyormuş gibi hissettim. Karadeniz'in doğası ise adeta romanın sessiz bir karakteri gibiydi. Sisin örttüğü dağlar, eski ahşap evler, mezarlıkların dinginliği ve köy yaşamının sıcaklığı öyle canlı anlatılmış ki kendimi o sokaklarda yürürken buldum. Roman; dostluk, aile, dayanışma, umut ve insanın kendi zihniyle verdiği mücadeleyi sade ama etkileyici bir dille anlatıyor. En sevdiğim cümle ise hiç şüphesiz: "İnsanın kaçamayacağı tek bir yer vardır, o da kendi zihnidir."