libert
Kaşif
Gwendoline Riley’in Hayaletlerim romanı bize klasik bir anne-kız ilişkisi anlatmıyor. Büyük dramlar ya da korkunç yıkımlara yol açan travmalar da yok. Ama çocuklukta kurulamayan sağlıklı iletişimin yetişkinlikte nasıl bir savunma mekanizmasına dönüşebileceğini incelikle gösteriyor. Bridget’in annesine koyduğu mesafe ilk bakışta abartılı görünse de, bunun bir cezalandırma değil, kendini yıkıcı bir ilişkinin etkilerinden koruma çabası olduğunu hissediyor insan. Romanın en acı tarafı ise iki insanın birbirini incitmek istemesine rağmen değil, birbirlerine ulaşabilecek ortak dili hiçbir zaman bulamamaları. Kitabın en büyük başarılarından biri de İngiliz ruhunu ve dilini neredeyse her diyalogda güçlü bir şekilde hissettirmesi.