Sidar Mertoğlu
Bilge
1984‘ü daha önce okumuş olmayı dilerdim. Kurgusu, dili ve siyasi ideolojilerin romana entegre ediliş şekli hayranlık uyandırıcı. Tarihi öğrenmek, insanı insan yapan en büyük değerlerden. Winston’ın, sürekli değişen gerçeklik karşısında günlük tutması, kendi benliğini koruma ve var olma ihtiyacından kaynaklanıyordu. Geçmişi sürekli değiştirilen bir toplumda doğruyu ve yanlışı ayırt etme mekanizması çöker; zihin sonunda kendi gözleriyle gördüklerine de inanmayacak bir teslimiyete sürüklenir. ​Kitap; kusursuz bir toplum yaratmanın yolunun sözcüklerin gücünü kırmaktan geçtiğini gösteriyor. Konuştuğumuz dil daraldıkça hayal ettiklerimiz ve hissettiklerimiz de daralacaktı. Wittgenstein’ın dediği gibi: “Dilimin sınırları, dünyamın sınırları demektir.” ​En sarsıcı detay ise baş kaldıranların beyinleri yıkanana kadar öldürülmemesiydi. Doğrudan idam edilmeleri isyana can suyu olabilirdi. Ancak direnci kırılmış ve teslim olmuş bir zihnin, artık geride anlatacak hiçbir hikayesi kalmazdı.