P. Argun
Kaşif
Luigi Pirandello’nun muhteşem eseri Mattia Pascal, kimlik, aidiyet ve özgürlük kavramlarını ustalıkla sorgulayan bir başyapıt. Boğucu bir evlilik, sürekli homurdanan bir kayınvalide, kütüphanede sıradan bir hayat ve bitmek bilmeyen maddi sıkıntılar... Bir gün tüm bu kaostan kaçmaya karar verir. Şans eseri bir değirmende bulunan kimliği belirsiz bir cesedin kendisine ait olduğu iddia edilir. Artık resmen ölüdür! Mattia’nın ölümü, Adriano Meis’in doğuşuna yol açar. Bu yeni hayat, ilk başta büyük bir özgürlüğün miladı gibi görünse de; gerçeğin ve resmiyetin duvarına çarpar: Resmiyette Adriano Meis adında biri yoktur. Ne bir işi, ne bir banka hesabı, ne bir evi vardır; hatta aşık olması bile yasaktır. Pirandello, bu esprili ve derin anlatısında, insanın toplumun bireye biçtiği rollerden ibaret olduğunu ve toplumdan asla bağımsız olamayacağını yüzümüze çarpar. Kendi cenazesini izleyen bir adamın trajikomik hikayesini henüz okumadıysanız, kaçırmayın derim.