Özgür Ruh
Kaşif
Okumaya başladığımda maden işçilerinin hayatını merkeze alan gerçekçi bir anlatıyla karşılaşacağımı düşünmüştüm. Oysa sayfalar ilerledikçe maden, anlatıcının zihnine açılan karanlık bir geçide dönüştü. Tokyo’daki rahat hayatını terk eden genç adamın nereye gittiğini bilmeden sürüklendiği yolculukta, en çok kendi düşünceleri içinde kaybolması dikkatimi çekti. Anlatıcıya yakınlık duymak her zaman kolay değil. Kararsız, çelişkili ve zaman zaman çevresine karşı kayıtsız davranması okurla arasına mesafe koyuyor. Buna rağmen zihninden geçenleri saklamadan aktarması, onu kusurlarıyla birlikte inandırıcı bir karaktere dönüştürüyor. Madenin karanlığı ve ağır çalışma koşulları ise genç adamın daha önce tanımadığı bir hayatla karşılaşmasını çarpıcı hâle getiriyor. Romanda büyük olaylardan çok düşünceler ve gözlemler öne çıkıyor. Bu nedenle bazı bölümlerde ilerlemek sabır gerektirse de anlatının alışılmadık yapısını sevdim. Bende kalan en güçlü düşünce, insanın kendinden kaçamayacağı oldu.