emine.zeynep
Üstat
81 yaşındaki işkolik Wilbur’un kalp krizi sonrası mistik bir tren istasyonunda gözlerini açmasıyla başlayan kurgu, sert bir bilimkurgu mantığından ziyade tamamen duygusal bir hesaplaşmaya odaklanır. Yazar, Kierkegaard’ın "Hayat ileriye doğru yaşanır, geriye doğru anlaşılır" felsefesini somutlaştırırken, Wilbur ve Maggie’nin aşkı üzerinden hikâyeye bu kez çok daha romantik bir dokunuş katmıştır. Kendi hayatının kırılma noktalarına bir hayalet gibi seyahat eden başkarakterin pişmanlıkları, okura doğrudan "Ben geçmişteki hangi anıma dönmek isterdim?" sorusunu sordurmayı başarır. Kitabın bir noktasında Nora Seed ile yolların kesişmesi ise yazarın sadık okurları için harika bir sürprizdir. Sonuç olarak eser, insanın geçmişteki hatalarıyla barışmasını ve hayatı olduğu gibi kabullenmesini öğütleyen, bittiğinde kalpte sıcak bir iz bırakan, akıcı ve sarsıcı bir popüler felsefe romanıdır.