Usta ile Margarita, bende bitirdikten sonra da yaşamaya devam eden romanlardan biri oldu. En çok düşündüren karakter Pilatus’tu. Yüzyıllar önce verdiği bir kararın vicdan azabını hâlâ taşıyor olması, zaman geçse de bazı yüklerin insanın içinde yaşamaya devam edebileceğini gösteriyordu. Romanın sonunda Usta’nın Pilatus’un hikâyesini yazması beni ayrıca etkiledi. Sanki İsa’nın acısını ve Pilatus’un vicdanını yeniden dünyaya taşıyarak onların yükünü bir anlamda paylaşmış gibiydi. Belki de bu yüzden ona “ışık” değil, “huzur” verildi. Bana göre bu, bir ödülden çok uzun süren bir yorgunluğun dinlenmesiydi. Margarita’nın ödülü ise sevgisinin ve sadakatinin doğal bir karşılığı gibiydi. Woland ise kötülüğün tek başına bir simgesi olmaktan çok, insanların ikiyüzlülüğünü, açgözlülüğünü ve korkularını ortaya çıkaran bir güç olarak hafızamda kaldı. Kitabı bitirdiğimde aklımda tek bir düşünce vardı: Bazı hikâyeler zamanın içinde kaybolmuyor; iyi edebiyat onları yeniden yaşatıyor.