Elizabeth Strout'un o sade ama derine işleyen üslubunu tam manasıyla hissettiğiniz çok zarif bir roman. Hastane odasında annesiyle günler sonra bir araya gelen Lucy'nin, hem o anki sessizlikler hem de geçmişe dönük hatırlayışlar üzerinden hayatını anlamlandırma çabasını izliyoruz. Anne-kız ilişkisindeki o karmaşık sevgi-mesafe dengesini ve yoksullukla şekillenen bir çocukluğun izlerini öyle abartısız anlatıyor ki, "ben de böyle hissetmiştim" dediğiniz anlar çok oluyor. Şatafatlı olaylar, büyük dramlar arıyorsanız belki hızı az gelebilir ama insan ilişkilerindeki o küçük, kırılgan anları okumayı seviyorsanız tam bir görsel ve duygusal şölen. Bitirdiğinizde içinizde buruk ama çok tanıdık bir sıcaklık kalıyor.