Tuğçe ateş
Kaşif
Yeong-he nin vejeteryan olmaya karar vermesi sonrası gelişen olaylar ve durumları üç farklı kişinin gözünden anlatıyor yazar.Aslında ana karakterin gözünden hiçbir şey duyamıyoruz.Yazar bize yeong-he ‘nin sesini hiç duyurmuyor.Etrafındaki kimse gibi-eşi ,annesi,babası,ablası,eniştesi-biz okuyucular da onun iç dünyasına belli bir mesafede kalıyoruz.Sanırım bu yazarın bilinçli bir tercihi.Kendi hayatının hiçbir evresinde muktedir olamamış, direnememiş, karar alıcı olamamış bir kadının,genç bir kadının ilk kez görülmesinin -varoluşu hiç ama hiç görülmemiş- herkesi şok etmesi…Yazar o denli mesafe koyuyorki yeong-he ile aramıza ,deliriyor mu yoksa dönüşüyor mu tereddüdünde kalıyoruz. “ İnsanın bilinci ne kadar ağır bir yük. Toprak olsak ya..yok yok ağaç olsak.sadece duran ,suya ve havaya ihtiyaç duyan..kökleri kılcal damarlar gibi dağılarak yayılan..yemek yemene de gerek olmaz.biraz su,toprak ve hava..böyle iyi ,böyle güzel…” der gibi sanki…