Ömer Faruk İnceler
Üstat
Yansımanıza baktığınızda kendinizden kaçamayacağınızı bilmenin tedirginliği var bu kitapta. Dostoyevski, Golyadkin’i delirtmemiş, sadece kibirli topluluğun ve görünmez olma korkusunun bir insanı nasıl ufak ufak kemirdiğini göstermek istemiş gibi geldi bana. İki Golyadkin var karşımızda. Biri gururundan ve kırılganlığından adım atamayan, diğeri ise çoğunluğun tam da istediği gibi pişkin, kurnaz, başkalarının omuzuna basarak yükselen taklit. Biz hep o ilk Golyadkin’iz aslında. Ne zaman bir ortama uyum sağlamak için kendimizden ödün versek, kendi ötekimizi besliyoruz. Kitabı okudukça ona acımaktan ziyade tamam, geçti, bak buradayız gibi cümleler kurmak istedim. Çünkü onun telaşı, sevilmek ve onaylanmak için çırpınan çoğunluğun en net hali. İnsan, kendi gölgesiyle rekabete girdiğinde kesinlikle yenilir. Golyadkin kaybetti ama bize şefkatin ve bir insanı olduğu gibi kabul etmenin ne kadar hayati olduğunu çok güzel öğretti.