Mahir Karasu
Kaşif
Büyük laflar etmeyi, dağları devirip destanlar yazmayı pek severiz nedense. Gürültülü finallerin, sarsıcı kavgaların peşinden koşar dururuz. Halbuki asıl hüner, fırtına dinip de ortalık yatışınca geriye kalan derin sessizliği yazabilmektedir. Adem Yağmur oturmuş, “Herkese Benzeyen Adam” kitabıyla tam da bu sükûnetin resmini çizmiş. Öyküleri okurken, burnunuza eski evlerin tanıdık kokusu geliyor. Her gün önünden telaşla geçip gittiğimiz dar sokaklara, kanıksadığımız için artık göremediğimiz sıradan hayatlara, giderek silikleşen çocukluk anılarımıza çeviriyor kamerasını Yağmur. Memduh Şevket Esendal’ın, rahmetli Sait Faik’in tatlı bir esinti var kitapta. Çünkü bilirsiniz, hayatta mühim olan yaşanıp biten şatafatlı olaylar değil, onlardan geriye kalan tortudur. İnsanın içine oturan bir kayıp, sessizce çekilen bir bekleyiş yahut bir sonbahar ikindisi hatırlananlardır aslolan. Bir yazar gözüyle bakınca anlarsınız; böyle sıradan şeyleri yazmak aslında ne meşakkatli iştir.