Ayşegül Sesli
Kitapkurdu
John Fowles’un Büyücü’sü, modern edebiyatın en büyüleyici, manipülatif ve katmanlı psikolojik labirentlerinden biri… Kelimeleriyle konuşan, her sayfası okurun gözünün önünde sahne sahne canlanan bir eser. Fowles’un öğretmenlik yaptığı Spetses’ten esinlenerek kurguladığı Phraxos adasındayız. Yazar, bu hayali coğrafyada okuru da Conchis’in tekinsiz “Tanrı Oyunu”na hapsediyor. Çağdaş entelektüel Nicholas Urfe, kendi narsisizminin körlüğünü ancak tüm sığınakları yıkıldığında fark ediyor. Oyunun gizemli mimarı Conchis ise Prospero’dan Jung’un bilgelik arketipine uzanan büyüleyici bir oyun kurucu. Lily ve Rose’un sembolik dualitesi, Alison’ın duruluğu ve metnin katmanları derken roman tam bir semboller geçidine dönüşüyor. Ben bu eseri, “İnsanın kendini bulması için önce tüm yanılsamalarının yıkılması gerekir” fikrinin edebiyata dönüşmüş hâli olarak görüyorum. Peki Nicholas gerçekten özgürlüğüne kavuştu mu, yoksa daha büyük bir illüzyona mı düştü? Okuyun, büyülenin!