Filiz Yüceer
Kitapkurdu
Rabih Alameddine’nin Lüzumsuz Kadını, Beyrut’ta yalnız yaşayan yetmişli yaşlarındaki Aaliya’nın hikayesini anlatıyor. Boşanmış, çocuksuz ve ailesi tarafından neredeyse bir fazlalık gibi görülen Aaliya’nın asıl dünyası ise kitaplardan oluşuyor.Yıllarca kitapçıda çalışan ve her yıl sevdiği bir kitabı Arapçaya çeviren Aaliya, bu çevirileri yayımlamıyor. Bence kitabın en çarpıcı tarafı da burada: Aaliya gibi emeği de var ama görünmüyor. Arka planda savaşlarla yaralanmış Beyrut varken; yalnızlık, yaşlanmak, aile bağları, kadın olmak ve toplumun insana biçtiği roller sorgulanıyor. Aaliya’nın yalnızlığı ise sadece hüzünlü değil; bazen kendi seçimi, bazen özgürlüğü, bazen de hayata karşı kurduğu bir sığınak.Kitapta büyük olaylardan çok Aaliya’nın zihninde dolaşıyoruz. Edebiyat ve felsefeyle iç içe olduğu için yer yer ağır ilerlese de, kitaplarla güçlü bir bağı olanların Aaliya’yı daha iyi anlayacağını düşünüyorum.Lüzumsuz olan Aaliya mı, yoksa ona böyle hissettiren insanlar mı?