philotravel
Bilge
Tanieli Kukkonen, Hay bin Yakzân’ı yalnızca felsefî bir hikâye olmasının ötesinde İbn Tufeyl’in yaşadığı entelektüel dünyanın bir ürünü olarak okumayı öneriyor. İbn Tufeyl’in hayatından döneminin tıp, felsefe, tasavvuf ve din anlayışına; Hay’ın doğayla, ruhla ve nihayet Tanrı’yla kurduğu ilişkiden eserin Batı’daki yankılarına kadar uzanan kitap, oldukça geniş bir çerçeve çiziyor. Kukkonen’in özellikle ilginç tarafı, İbn Tufeyl’i bugünün kavramlarıyla açıklamaya çalışırken anakronizme düşmemeye dikkat etmesi. İbn Tufeyl’i “empirist”, “Aydınlanmacı” ya da başka bir modern düşüncenin öncüsü olarak görmek yerine, kendi çağının entelektüel bağlamı içerisinde anlamaya çalışıyor. Böylece Hay bin Yakzân’ın arkasındaki düşünsel yapıyı daha görünür kılıyor kanımca. Zeliha Yılmazer’in çevirisi de bu yoğun içeriğin rahat okunmasını sağlıyor. Felsefî ve tarihî terminolojiye rağmen Türkçenin akıcılığını koruyan, yer yer oldukça zarif bir çeviri.