zafer saraç
Hezarfen
Anadolu tarihin beşiğidir derler ya aslında hikayelerin, sonu gelmez efsanelerin, mertliğin mücadelenin de beşiğidir. Toprağa sımsıkı tutunan insanların öyküsü sadece üç beş satırla geçilecek bir anlatı değildir. Bu nedenle masal olup dillere pelesenk olacak kadar kıymetli söylencelerin diriltilmesi gerekir. Ahmet Büke bizi Kurtuluş Savaşı yıllarına götürürken Anadolu’nun sesine ses verecek bir hikayeyi de epik bir retorikle ortaya koyar. Canlı karakterler onlarca yıl ötesinden gelen hikayeyle öylesine iyi sarmalanır ki okur yer yer Adalar Denizi’nden Anadolu ovalarına esen yelleri hisseder. İnsanın onuruna zül gelen olaylara dair uyanan intikam hissi karakterle birlikte okurun da içine dert olur. Duyguların cenderesinde sıkışan ve daralan yürekler mücadelede doğup savaşla cevvalleşirken Anadolu insanının yıkılmazlığına ve yenilmezliğine vurgu yaparlar. Sonuçta her beden bir destan her beden bir Anadolu olur. Büke’ye su gibi akan bu güzel eser için şükran duymamak imkansızdır.