İzzet Can Bezircioğlu
Kaşif
Atları da Vururlar, 1930’ların Amerika’sında bir dans maratonunu merkeze alıyor. Fakat bu pistte amaç eğlenmek değil, sonuna kadar dayanabilmek. Hollywood’da yönetmenlik hayali kuran Robert ile hayattan umudunu kesmiş Gloria, para ödülü için haftalarca ayakta kalmak zorunda. Durursan elendiğin, devam edersen tükendiğin bu yarışma; Amerikan Rüyası’nın çöktüğü dev bir sahneye dönüşüyor. ​Robert’ın kırılgan umutlarıyla Gloria’nın karanlık gerçekçiliği arasındaki zıtlık, romanın en güçlü tarafı. McCoy, insanların fiziksel ve ruhsal çöküşünün bir eğlenceye dönüştüğü bu düzende okuru seyircilerin tam ortasına bırakıyor. Pistin yalnızca bir yarışma alanı olmadığını anladığınızda, sistemin acımasızlığıyla yüzleşiyorsunuz. Romanın adındaki ahlaki ikilem ise finalde tüm ağırlığıyla beliriyor: Bir canlının acısını dindirmek hangi noktada merhamet, hangi noktada cinayet olur? McCoy net bir yanıt vermiyor; bizi o rahatsız edici sınırda vicdanımızla baş başa bırakıyor.