aygn.elif
Kaşif
Roman, 11. yüzyılda Selçuklu egemenliğindeki İran’da geçiyor. İbn-i Sabbah’ın insanları masallar ve uydurulmuş hikâyelerle kandırarak kurduğu yapay cennet, Alamut’un temelini oluşturuyor. İnsanların korkularını ve inançlarını kullanarak onları her şeyi yapabileceklerine inandırıyor. Bu cennette, kendilerini feda etmeye hazır fedailer yetiştiriliyor. Roman ilerledikçe Alamut’un yalnızca bir kale değil, insanların zihinlerinde kurulmuş bir yanılsama olduğunu görüyoruz. Özellikle İbn-i Tahir’in yaşadıkları üzerinden, inançların nasıl manipüle edilebildiğini ve insanın kandırılmaya ne kadar açık olduğunu hissediyoruz. Bence romanın en çarpıcı yanı, gerçek ile kurmaca arasındaki sınırı bulanıklaştırması. Okurken Alamut’un nasıl bir yapay cennete dönüştürüldüğünü sorguluyorsunuz. Aynı zamanda insanın, inandığı şey uğruna kendi iradesinden nasıl vazgeçebileceğini düşündürüyor.