Önder Ercan
Hezarfen
İktidarın insan hayatı üzerindeki denetimini en mahrem alana, rüyalara kadar taşıyan bir roman. İnsanların gördüğü rüyaların toplanıp sınıflandırıldığı, yorumlandığı ve devlet açısından anlamlandırıldığı, aslında bireyin düşüncelerini ve hayal dünyasını kontrol etmek isteyen totaliter düzenin güçlü bir metaforu. Yazar, bunu doğrudan anlatmak yerine absürt ve giderek boğucu hale gelen bir bürokrasi üzerinden anlatıyor. Mark Alem’in bu sistemin içine girerek adım adım yükselmesi de romanın en çarpıcı yönlerinden biri. Başlangıçta anlam veremediği kurallara zamanla uyum sağlaması, insanın baskıcı bir düzen tarafından nasıl dönüştürülebileceğini gösteriyor. İktidar, korku, itaat, bürokrasi ve özgürlük üzerine düşündürüyor. Özellikle devletin insanların yalnızca yaptıklarını değil, düşündüklerini ve rüyalarını bile denetlemek istemesi oldukça ürkütücü. Rüyalar Sarayının işleyişi düşündürücü. Kısa olmasına rağmen çağrışımları ve eleştirisi oldukça geniş bir roman.