Bitirdiğimde içimde uzun süre dinmeyen bir ağırlık kaldı. Bazı kitaplar sadece bir hikâye anlatmaz; insanın içine işler, zihninde değil kalbinde yer eder. Osman Balcıgil bu romanda tam olarak bunu yapmış. Dönem romanlarını zaten severim ama bu kitapta beni en çok etkileyen şey yalnızca tarihsel atmosfer değildi. İnsanların yaşadığı büyük acıları, kayıpları, çaresizlikleri ve yine de tutunmaya çalışmalarını o kadar gerçek hissettirdi ki birçok yerde okuduğumu unutup yaşanmışlıkların içine çekildim. Kitabın adı daha en başından nasıl bir ruh hâline hazırlıyor insanı. “En Hüzünlü Eylül” gerçekten de hüzünle örülmüş bir roman. Ama bu hüzün yapay değil; hayatın içinden gelen, insanın boğazına düğümlenen türden bir hüzün. Osman Balcıgil’in dili çok akıcı olmasına rağmen okurken bazı bölümlerde durup düşünmek zorunda kaldım. Çünkü anlatılan acılar sadece karakterlerin değil, bir dönemin ortak yaraları gibi hissettiriyor.