Ömer Faruk İnceler
Üstat
Aşkı bir konu olarak ele almamış, bir dil olarak ele almış İskender Pala. Divan edebiyatı bize hep anlaşılmaz, ağdalı diye öğretildi. Oysa mesele dilin zorluğu değilmiş, meselenin kendisi, yani aşkın kendisi zormuş. Aşkı böyle çok katmanlı, böyle acıtarak yaşayabilmek zormuş. Divan şairlerinin “sen”i aslında hep aynı sen miydi, yoksa her biri kendi yangınını mı anlatıyordu, bu soruyla baş başa bıraktı beni kitap. Bu soru zihnimde dönerken dönüp bugüne baktım. Günümüzün aşk dilinin ne kadar fakirleştiğini, duygularımızın nasıl sığlaştığını fark ettim. Bir zamanlar gam ile elem arasındaki o ince nüansı bile ayırt eden devasa bir hassasiyet varmış. Şimdi ise ruhumuzun tüm derinliklerini "kötü hissediyorum" cümlesine sığıştırmaya çalışıyoruz. Aşka Dair’i bitirince eski bir gazeli açıp yeniden okudum. Hiç anlamadığım kelimelerle. Ama garip biçimde, daha çok anladım. Meğer kelimeyi bilmek gerekmiyormuş; aynı yangından geçmek yetiyormuş.