Daha ilk sayfalardan itibaren tarih, edebiyat ve politik gerilimi birbirine bağlayan farklı bir roman oldu benim için. Ferdy Kaplan’ın Nazi taraftarı Alman annesi ile Türk babasını savaş sırasında kaybettikten sonra İstanbul’a gönderilmesiyle başlayan hikâye, 1968’in çalkantılı atmosferinde Paris, İstanbul ve Batı Berlin arasında ilerliyor. Romanın en ilgi çekici tarafı ise eski Nazi suçlularını cezalandıran gizli bir grubun yalnızca yaşayanların değil, ölmüş yazarların da adaletini sağlama düşüncesi. Edebiyat uğruna işlenen suçlar, geçmişten taşınan hesaplaşmalar, ihanetler ve aşklar derken hikâye giderek bir edebi gerilime dönüşüyor. Kafka’nın gölgesinin roman boyunca hissedilmesini ve edebiyatın hikâyenin yalnızca süsü değil, doğrudan merkezinde yer almasını özellikle sevdim. Soğuk Savaş’ın Doğu ile Batı arasında böldüğü Avrupa’nın atmosferi de romana ayrı bir hava katmış.