SihirliFlut
Hezarfen
Jean-Christophe Grangé denince benim aklıma hep karanlığın sınırlarında dolaşan hikâyeler geliyor. Çok katmanlı cinayetler, insan psikolojisinin en kırılgan noktaları, bilimle ve tarihle harmanlanan ürpertici olaylar… Ama Ben Şeytanın Oğluyum, onun diğer kitaplarından çok daha farklı bir yerde duruyor. Çünkü bu kez bir kurgu karakterinin değil, doğrudan Grangé’nin kendi zihninin ve geçmişinin içine giriyoruz. Kitabı okurken en çok hissettiğim şey, bunun bir anı kitabından çok bir yüzleşme olduğu oldu. Özellikle baba figürü etrafında şekillenen anlatı oldukça sarsıcıydı. Hiç tanımadığı ama zihninde korku, şiddet ve karanlıkla büyüttüğü bir babanın gölgesinde yaşamış bir çocuğun yetişkinliğini okumak kolay değildi. Bazı bölümlerde gerçekten bunaldım çünkü anlatılan şey sadece kötü bir çocukluk değil; insanın kimliğini şekillendiren görünmez bir travmanın yıllar boyu süren etkisiydi.