Hemingway’in kendine has eksiltili, yalın ve süssüz "buzdağı teorisi" üslubunu zirveye taşıyan ilk büyük romanı. Birinci Dünya Savaşı’nın ardından hem bedensel hem de ruhsal olarak sakatlanan, inançlarını ve yönlerini yitirmiş "Kayıp Kuşak" aydınlarının Paris ile Pamplona arasındaki savruluşunu anlatır. Boğa güreşlerinin vahşi dinamizmi ile karakterlerin iç dünyasındaki derin varoluşsal boşluk müthiş bir tezat oluşturur. Yazar, sayfalar dolusu açıklama yapmadan yalnızca diyaloglar ve eylemler üzerinden koca bir neslin çaresizliğini ve tükenmişliğini hissettirmeyi başarır.