Pedro Páramo bittiğinde ilk düşündüğüm şey “Ben ne okudum?” oldu. Bunun hem olumlu hem olumsuz tarafları var. Rulfo’nun 1955’te yaptıklarına hayran kaldım: parçalanmış zaman, değişen anlatıcılar, iç monologlar, bilinç akışı, ölülerle yaşayanların birbirine karışması… Yüzyıllık Yalnızlık’ın neden bu kitaptan etkilendiğini gördüm. Ama benim problemim de burada başladı. Zor kitaplarla veya parçaları birleştirmekle derdim yok; yeter ki elimde birleştirecek kadar parça olsun. Juan’a tutunuyorum, hikâyesi elimden kayıyor; Susana’ya yaklaşıyorum, onu yeterince tanıyamıyorum; Comala’ya tutunayım diyorum, kasabayı yaşayamıyorum. Elimde estetik parçalar var ama onları yerleştirecek sağlam bir zemin yok. Macondo’da ise önce kasabayı ve insanlarını yaşadım, sonra gerçekliğin bükülmesine razı oldum. Biraz acımasız olacak ama bende kalan düşünce şu: Rulfo’nun yarım bıraktığı işi Márquez tamamlamış.