Žižek okumak benim için hiçbir zaman sadece bir politik metin okumak olmadı; daha çok, doğru bildiğim soruların gerçekten doğru sorular olup olmadığından şüphe etmeye başlamak gibi. Bu kitapta da tam olarak bunu yapıyor. Orta Doğu’daki bitmek bilmeyen şiddetten Batı’nın ikiyüzlü politikalarına, Sol’un kendi içinde dönüp duran hesaplaşmalarından küresel siyasetin çıkmazlarına kadar oldukça sert bir yerden konuşuyor. Kitabın bende en çok kalan düşüncesi, asıl sorunumuzun cevap bulamamak değil, yanlış sorular sormak olduğu fikriydi. Çünkü bazen mevcut düzen içinde çözüm ararken, o düzenin kendisini sorgulamayı unutuyoruz. Žižek’in “sıfır noktası” dediği yer de sanırım tam burada anlam kazanıyor: Bildiklerimizin, alıştığımız politik ezberlerin ve güvenli cevapların dağıldığı o rahatsız edici eşik…