SihirliFlut
Hezarfen
Daha ilk sayfalardan Maraş’ın o kavurucu sıcağını insanın teninde hissettiren bir hikâye kitabı oldu benim için. Buradaki sıcaklık yalnızca mevsimle ilgili değil; sanki şehrin, insanların ve yaşananların üzerine çöken görünmez bir ağırlık gibi. Ağaçların, kuşların, sokakların bile sıcaktan nefessiz kaldığı bu atmosfer anlatılırken ben de kendimi o sokaklarda yürüyormuş gibi hissettim. Yazarın dili özellikle dikkatimi çekti. Güneşi “balyoz yemiş kor demir”e benzetmesi, Uyuz Pınarı’nın suyunu “kesilmiş süt gibi” akıtması, sıcaktan insanların birkaç cümleden sonra kavgaya tutuşacak hâle gelmesi… Hepsi Maraş’ı yalnızca bir mekân olmaktan çıkarıp hikâyelerin yaşayan karakterlerinden birine dönüştürüyor. Ökkeş’in eve gelmemesi ve Şerif’in mezarlıktan korkmasıyla birlikte ise anlatının üzerine yavaş yavaş bir tedirginlik çöküyor. Zaten barut fıçısına dönmüş şehirde insan, kötü bir şey olacakmış hissinden kolay kolay kurtulamıyor.