Aynadaki Muamma, okurken insanı “neden varız, hayat bizim için ne ifade ediyor ve ölüm karşısında nasıl düşünmeliyiz?” gibi soruların üzerine düşünmeye iten bir roman. Konusu oldukça hüzünlü olmasına rağmen yalnızca üzüntü hissettirmiyor, aksine yaşama bakışımızı değiştirmeye ve günlük hayatın içinde fark edemediğimiz şeyleri görmemizi sağlıyor. Cecilie ile Ariel arasındaki konuşmalar üzerinden insan olmayı, yaşamı, ölümü, ruhu ve varoluşu sorgularken, bildiğimiz dünyaya başka bir pencereden bakmamızı sağlıyor. Gaarder’in kitaplarında sevdiğim bir başka nokta da bu, her kitabında okuyucuya farklı bir pencere açıyor ve daha önce üzerinde düşünmediğimiz soruların peşinden gitmemizi sağlıyor. Aynadaki Muamma da hüznün içinden yaşamın değerini göstermeye çalışan, düşündürücü ve farklı bir roman. Çok etkileyiciydi...