Hani bazı kitapları okurken bir yerlerde, bir zamanda, bir insanın o satırlarda yazılanları bir gerçek olarak yaşadığını bilmek canınızı acıtır ve insanlığınızı sorgulatır ya tam da öyle bir kitap işte.Hikâyedeki Lena bizim sözcümüz olarak; bir şeyleri iyileştirmeye kendisini adamış birey olarak etten kemikten varlık gösteriyor paralel evrende.Bu yüzden de yer yer cinnet geçirip Don Kişot misali savaş açıyor. Yer yer değişikliğin öyle uzaktan ahkâm kesildiği gibi kolay olmadığı hatta bazen hayalden öteye geçemediğiyle yüzleşiyor.Bazen de bu uğurda ödediği diyetler sebebiyle pes edip kendi dünyasına dönmek,kaçmak istiyor. Ama seçimi ne olursa olsun asla eski Lena olmuyor, olamıyor.Tıpkı bizim de o satırları okumadan önceki biz olamadığımız gibi. Zira ne Lena ne de biz Janaki'yi yitirmenin, Lalita'yı kurtarmanın İZlerini silebiliyoruz ruhumuzdan.Ve bir diğer yandan yazar, hayatta kan bağından çok daha önemli, köklü, karşılıksız, çıkarsız ve derin bağların olduğunu gözler önüne seriyor.