Qudsulaqdas
Hezarfen
Zeytin Dağı üç semavi dince kutsal sayılan Kudüs’ün eski şehrine yukarıdan bakan bir tepe. Üzerinde peygamber kabirleri var. Hz. İsa burada ibadet ederken tutuklanıyor. Hz. Ömer şehre buradan giriyor. Falih Rıfkı, Harbi Umumide Zeytin dağında karargah kurmuş Cemal paşanın maiyetinde görevli ama mekandan aldığı ruhaniyet neredeyse sıfır. Hele kitapta bir bölüm var ki, Enver ve Cemal paşalarla beraber Medine'yi ziyaret edip Peygamber aleyhisselamın kabrine girme sahnesi... Kendimi yerine koyuyorum da heyecandan başım dönüyor. Bence yazar için büyük şeref; Suudi ailesi dışında bugün kimseye bu imkan sunulmuyor. Kabrin kandillerini yakma merasimini icra ediyorlar fakat yazarımızda o hassasiyet nerede?
Ölümünden sonra kabrini ziyaret edenlerin hayattayken ziyaret etmiş gibi olduğunu söyleyen Hazreti Muhammed (s.a.v.) için sadece "Muhammet" tabirini kullanıyor. Belki inanmıyor, tamam inanmasın da mülakatın heybetinden duygulanan paşalar hakkında da alaylı bir dil kullanıyor. Enver paşanın göz yaşlarını yapmacık bulurken, Cemal paşanın sakallı yüzünün yumularak bir kıl topuna döndüğünden söz ediyor.
Hey gidi Falih Rıfkı, ne işimiz var bu çöllerde demiştin; bu aymazlıkla şimdi bak hangi zalimlere teslim ettik mukaddes mekanları? Kimin elinde Zeytin Dağı? Hani Kudüs? Medine? Mekke? Bağdad? Şam?