insanoglu01
paul johnson kitabın girişinde, anlattığı entelektüellerin insanlara nasihat verme ehliyetinin olup olmadığını sorguladığını söylüyor. Kitabı okurken büyük/erişilemez/müthiş denilen entelektüellerin hayatından midem bulandı. Nasıl olur da böylesine çirkef bir yaşantıları olan insanların büyük yazar olarak dillendirildiğini kafam almıyor. Özellikle Rousseau, Shelly, Marx ve Russell'ın hayatlarının iğrençliği beni şoke etti. Özellikle Rousseau'nun beş çocuğunu da yetimhaneye bırakması. Çok okunan bu entelektüellerin hayatının anlatıldığı bu kitabın mutlaka okunması gerek. Diğer yandan Johnson bazı yerlerde haksız eleştiriler de yapmış Örneğin Tolstoy'a karşı. Johnson ne hikmetse Russell ve Sartre'nin Amerikan düşmanlığına çok takmış. En fazla eleştirdiği noktalardan biri de bu konu. Ayrıca Sartre'ın Cezayir savaşı konusundaki tutumunu eleştirirken Frantz Fanon'u Afrika ırkçılığının mimarı olarak görmüş. (s. 346-347) Garip bir biçimde P.J. Avrupa siyasetine karşı çıkan özellikle savaş karşıtlığı ile tanınan bu entelektüelleri yerin dibine geçirmiş.