cisemyr
Livaneli'nin Son Ada'sını şehirler arası bir yolculuğum sırasında okudum. Okumam hatırladığım kadarıyla 3 saat kadar süren bu kitabı elimden bırakmam da bir 3 saati aldı. Son satırını da okuyup bitirdikten sonra gözlerimden akıtmayı reddettiğim yaşların başımda yarattığı ağrı, hüzün ve kızgınlıkla birleşince küçücük kitabı sımsıkı tutup bir süre bırakmamışım. 220 sayfalık bu kısa romanın birçok yerinde insanı çarpan ve bir romanda dahi gerçekleşmesinden hüzün duyduğunuz olaylar yer alıyor. Livaneli'nin okuyucuyu sarıp sarmalayan gerçeköi anlatımı birkaç kez gözlerinizin dolmasına sebep oluyor. Lara ağladığında sizinde canınız yanıyor. Mücadeleyi ve acıyı Lara'da görüyor ve hissediyorsunuz. Livaneli'nin romanlarındaki kahramanların genellikle mutluluk adı altında huzuru aradığı dikkatinizi çekmiştir belki; ama bu romanda farklı bir şey oluyor.Huzurlu yaşamlarında mutlu mesut- tabii caizse- yuvarlanıp giden 40 ev halkının huzurlarının gün be gün bozulmasını izliyorsunuz. Livaneli'nin imzasını her noktasında hissedeildiğin bu kitapta gereksiz hiçbir kelime yok, okurken zorlandığınız kelimeler yok ve anlatım tekniği özgün. Büyük bir kısmı okuyucuya anlatır biçiminde oluşturulan bu romanda yer yer romanda bir karakter olan 'yazar'a' seslenildiğini görüyoruz. Bu sizi romanın içine biraz daha çekiyor ve ana karakterin içinize girmesine yardımcı oluyor. Yok edilen bir adanın hikayesi ancak bu kadar güzel anlatılabiirdi. 'Martıların' tüfeklerle vurulduğu bir ülkede ' martıları' yazma cesareti göstermiş Livaneli.