stanbul Kırmızısı.Kolay ve hızla okunan eserlerin akıcılığını iyi bir özellik olarak kabul edenler için tatmin edici bir kitap. Nitelikli edebiyat düşkünü, zor beğenen okur için ise taze bir kaç sebzeden müteşekkil, yağ limon tuz ve sostan yana zenginleştirilmemiş bir salata tadında. Her okur kendi beğeni ölçülerine göre, metnin övgüye değer farklı yanlarını keşfedebilir. Benim için sadeliği ve samimiyeti keşfetmek zor olmadı. Sadelik ve samimiyet zaten varsa var, yok ise yok görünürlüğünde özellikler. Samimiyetin teminatı, biraz da Ferzan Özpetek´in gülüşündeki tasarlanmamış tabiiliğin gerisinde dinleniyor. Merak ettim. Bu metni bir ilk roman yarışmasına yazarın adını gizleyerek dahil etseydik şansı ne olurdu. Pek iyimser değilim. Bu hafta en çok satanlar listesinde birinci sıraya oturmuş olması, kitap hakkında değil fakat kitap eleştirisi ve okur davranışı hakkında daha çok şey söylüyor. Kötü bir kitap değil. İyimserlikten uzaklaşmak için neden aramazsak, yazarın nitelikli edebiyatla arasındaki kabuğu kırmaya çabaladığının habercisi dahi kabul edilebilir. Ancak bu metinden, o kabuğun çatladığına dair bir ses vermiyor. Edebiyat denilen şehrin caddelerinde, ana yollara çıkan sokakların kavşağında ışıkları kontrol eden eleştirmenlerin, tanıdık yüzlerle göz göze gelme alışkanlığından kurtulamadıklarını düşünüyorum. Muhitimizden bir sima söz konusu olduğunda, hoşgörü bahçemizin sınırsız bir kabulle genişlemesinin ulusal genetiğimizin bir özelliği haline geldiğini kabul etmek gerek.