Türkiye'yi ziyaret etmiş olan herkes büyük ihtimalle kendini minyatürlerin güzelliğine kaptırmıştır. (...) Orhan Pamuk'un Benim Adım Kırmızı isimli tarihi cinayet-gizem kitabının merkezini de bir 16. yüzyıl el yazması oluşturuyor. Türkiye'nin çok satan yazarlarından olan Orhan Pamuk, ülkesinin sanatının tarihini din, yaratıcılık ve insani arzular arasındaki ilişkileri incelemekte kullanıyor. Sonuç, tutkulu, çekici ve yer yer 'bilmiş' bir roman. Umberto Eco'nun Gülün Adı gibi, Benim Adım Kırmızı da entrikayla postmodern bir hassasiyeti birleştiriyor. Birçok perspektiften yazılmış olan roman yakın zaman önce ölmüş olan insanların, bir köpeğin, bir ağacın hatta kırmızı rengin anlatıcı rolü üstlendikleri bölümlerden oluşuyor. (...) Böyle bir sanat eserinin sosyal sistemi nasıl tehdit ettiğini göstermek adına Pamuk canlı bir 16. yüzyıl sonu İstanbul'u çiziyor. Hastalıkların, ateşin ve savaşın hüküm sürdüğü, dinin yoz sosyal ve cinsel tavırlarla iç içe olduğu bir İstanbul. (...) Benim Adım Kırmızı zirve noktasına ulaştığı bölümlerde çok etkileyici ve tarihi İstanbul sanat camiasının yaşantısından büyüleyici manzaralar sunuyor. Calvino, Borges, Kafka ve Eco gibi (ki tüm bu yazarlarla kıyaslanmıştır) Pamuk da avangard edebiyat teknikleriyle genel hayal gücünü yakalayan hikâyeleri birleştirme ustalığını gösteriyor.