İstanbul'un neredeyse en sonunda, Orhan Pamuk adlı çapkın ve sergüzeşt mimarlık öğrencisi, ailesine ait dairede annesiyle oturuyor; babası, metresiyle; abisi Şevket ise ABD'de eğitim görmekte. (...) Bir Türk, bir ressam en sonunda da bir yazar olarak Pamuk'un İstanbul'da tarif ettiği yolculuk, dışardan bakan birçok insanın dediği üzere, kendisinin alaycı bir gözlemle ifade ettiği gibi, "Doğu ve Batı arası"nda yatıyor, ancak o bunu geçmiş ve şimdiki zaman olarak adlandırıyor. Geçmiş Osmanlı İmparatorluğu tarafından temsil edilmekte, (...) şimdiki zaman ise Atatürk'ün kurduğu Batıya yönelmiş laik Türkiye. Ama İstanbul artık bir dünya başkenti değil, kendi yıkıntılarına gömülen tecrit edilmiş küçük bir yer... (...) İstanbul kitabı, Pamuk henüz genç bir adamken sona eriyor. Bir devam kitabı sonraki olayları aydınlatacaktır. Türkiye ekonomisini bir düzene sokar ve Avrupa Birliği üyeliğine yaklaşırken İstanbul'un çeşitli bölümleri lüks görünümlere büründürülüyor. Pamuk'un sevgili Beyoğlu'sundaki üç sokak bir süre önce Disneyvari bir şekilde düzenlenerek güvenlik görevlileri, şık butikleri ve zengin Türklerin camembert yiyebilecekleri, sokağa yayılmış masalarıyla Fransız Sokağı'na dönüştürüldü. Pamuk'un bu konuda ne düşündüğünü duymak hoş olurdu.