Dilin güzel olması, duyguların güzel tasvir edilmesi, benzetmelerin dikkat çekici olması, fona tarihin güzel yerleştirilmesi yine de bir romanı güzel yapmaya yetmiyor. Bir kere burada aşk nerede? Kim kimle neden birlikte olmuş, sonra neden hemen terketmiş?. Olay kurgusu yok. Duygusal ilişkiler Osmanlı'da sadece soyluların (!) tekelinde miymiş?.. Romanda kendimi hiç bir karakterle özdeşleitiremedim. Herkes aynı formatda düşünüyor. Ayrıca roman kahramanları sosyal olaylardan o kadar kopukki. Bu kadar olabilir mi? Sokakta kan gövdeyi götürüyor, konaklarda insanlar kendi gelecek mutluluklarının arayışı içindeler. İlişki kotarmaya çalışıyorlar. Adamın babası sürgüne gidiyor, belki bir daha göremeyecek, o hala Hediye mi, Dilevser mi yoksa eski karısı mı derdinde. Romanda öyle bir hava var ki, o dönemde sanki kadınlar istedikleri zaman istedikleri erkekle birlikte olma özgürlüğüne sahipler, günümüzden bile daha özgür bir ortam ve erkekler bu özgürlüğü büyük bir olgunlukla kabul ediyorlar. Keşke günümüzde insanlar bu kadar olgun ve rahat olsa. İnsanın o dönemde neden yaşamadım diyesi geliyor. Romandaki en sağlam oluşmuş karakter Padişah. Öyle bir karakter yaratılmışki büyük bir haksızlığa gitmiş izlenimi alıyorsunuz. Hiç tarih bilmeseniz üzüleceksiniz, acıyacaksınız. Romanın kahramanları tarihi oalyların kopukluğu da dikkat çekici. Ragıp dışında kahramanlar olaylardan kopuk, olayların dışında kalıyor. Kişiler arsındaki duygular ilişkiler tarhi olaylardan ve dönemin özelliğinden etkilenmiyor dense yeridir. O zaman o tarihte bu ilişkilerin olmasının anlamı nedir?.. Özetle bana çok şey eksik ve yetersiz geldi.