karlrossman
Michael Gardiner doğup büyüdüğü ama bir türlü ait ve de sahip olamadığı kasabasında yaşamaktadır. Bu romanda bir şehre sahip olmakla o şehre ait olmanın arasındaki ince ayrımı görebiliyoruz. Ayrıca ikisi de olamamanın derin burukluğunu. Anne ve babasının yaşadığı kenttir burası ve babasının öldüğü annesinin öldürüldüğü. Michael kentte durgun bir hayat sürmektedir ancak bir yandan da geçmişini kurcalamaktadır. Zira daha küçük bir çocukken bir cinayet işlemiştir. Bundan pişmanlık duymamaktadır ancak bu cinayet onu ileriki yaşlarında bir sorumluluk altına sokacaktır.
Bu hikaye geçmiş ve şimdiki zaman arasında sürüp giderken bir de refakatçi vardır yanımızda. Şeytanın ta kendisidir bu. Ama öyle görünür halde değildir. Bir yerlerde gizlidir. Her an ayak izlerin görürüz. Hem metaforik olarak hem de karların üzerinde bıraktığı somut izler olarak. Yazar John Burnside kendi kendini bulma ya da ulaşma hikayesini nefis bir anlatımla anlatmış. Kitabın çekici yanı tam bir konuyu anlatacak derken başka bir konunun ucundan tutması ve sonra bu hikayelerin başka noktalarda çözüme ulaşması. Ayrıca Burnside bu romanda üstü kapalı olarak vatandaşı Robert Louis Stevenson'a bir selam çakmayı unutmamış.