jeanpardaillan
John Banville, Alex'in hayatının ayrıntılarına dalarken, onun aklının her köşesine girip çıkarken, geçmiş ve şimdiki zamanı bir arada kurguluyor. Alex'in anılarını, daha doğrusu anıları hakkındaki düşüncelerini okurken, çok güçlü bir mıknatısın çekim alanına girdiğinizi ve eninde sonunda mıknatısın en güçlü noktasına mıhlanıp kalacağınızı hissediyorsunuz. Banville, Alex'i öyle yollardan, öyle anılardan geçirip duruyor ki, sonunda Alex'in ufukta şekillenmeye başlayan hedefi görmeye başladığını anlıyoruz.
Alex'in onun itirafları karşısında, okur olarak, "İtiraz ediyorum sayın yargıç" demek gibi bir şansınız yok. Banville, nasıl bir derinlere dalma ustasıysa, yazdıkları sanki Alex adlı bir roman kahramanının değil, Alex adlı yakından tanıdığımız gerçek bir adamın hayatı. Bir roman değil de gerçek bir hayat öyküsü bu sanki... Banville sözcükler ve onları bir araya getirip söylenecek ne varsa söylemek konusunda çok başarılı. İster Alex'i yazıyor olsun, ister onun baktığı bir pencerenin dışında olan biteni... İsterse de güneş tutulmasını