düşüklerle ve de beklenmedik çıkışlarla, her kişi gibi dengelemelerini kusursuz oluşturamadığı bir hayattan sonra gelip çatan yaşlılık, yaşlılığı yaşayanın üzerine daha doğru düzgün, erdemli bir görünüm çizme zorunluluğunu da getirir genelde. bir nevi olmadığını oynar yaşlılar. çünkü yaşlıdırlar. duygusal, mantıksal anlamda doğru bildiğine tavizsiz inanmak ve bunu da ifşa etmeleri gerekir. bu kitap ise, bizlere, kişisel sürecimi hep yitikliklerle dolu bitik bir adamın yaşlanınca da -en azından- içe bakışının değişmediğini gösteriyor. kendini sorgulamayan ama sorgulanacak taraflarını açıkyüreklilikle dışavuran bir ihtiyarın romanı. belki de kendi kendini yazdığı için bu kadar dürüst ve de samimi!
ben kitabın kendinden çok ihtiyarın bu açıkyüreliliğinin içsel retoriğine takıldım ve de bundan acayip keyif aldım. ve kendi bildiğini yaşamayı seçmiş, yer yer ahlaksız, umursamaz, aşağılık olmaya devam eden yaşlı bir adamın, -kitabın- sonunda; "insanın sonunda başkalarının sandığı gibi biri olmaması olanaksız" demesinin altında yatan hicivsel alegoriye de şaştım kaldım. marquez' in, öykünün kısalığından ve kurgusal altyapısından önce üzerinde durduğu ölümün eşiğine adım atmış bir insanın gerçek iç dünyasını anlatmasını başarılı, örneksiz buldum. -kişisel tutumların, katışıksız saf aktarımını sevenlerin sevebileceği bir kitap.-