Murat Kara
Maalesef Nusret Özcan (ağabeyi), ölümünden sonra tanıdım. İlk öne çıkan unsuru bir İstanbul ağabeyi olması, diğeri erken beyazlayan (Allah'ın nuru) saçlarıydı. Diğeriyse "Sokak Sesleri" adlı işbu kitabı. Kitabın ilk sayfasından itibaren geçmiş yaşantım gözler önünden birer birer geçti. Hepsi olmasa bile bir kısmı. Gaz ocağıyla pişirilen yemekleri ve gaz lambasıyla aydınlanan geceleri görmesem de televizyon başına konu komşunun toplanıp Mariana dizisini nasıl ağlayarak izlediklerini bilirim. Sokakta karlar içinde üşümemize rağmen oynadığımızı bilirim ama, yağcıları (yağ satan kişileri) bilmem. Aynı şekilde su almak için tanker peşinde nasıl koştuğumuzu bilirim ama gaz kuyruğu nedir bilmem. Bakkala defter getirip yazdırarak birşeyler aldığımızı da bilirim. Eski günlerimi birer birer hatırlattığında içimde hep bir sevinç dalgası büyüdü. Yitirdiğimiz bazı davranışların, basit ama ne kadar anlamlı veya ne kadar samimi olduğunu gösterdi.
Kitapta belirtildiği üzere şimdiki çocuklar nelerden mahrum olduğunun farkında değiller maalesef.
Bilgisayarın kullanıldığı bir zamanda, mail yerine elimle mektup yazıp gönderdiğimde eleştirildiğimi biliyorum. Halbuki ne güzeldi elle yazılmış mektuplar. Bütün bu kayıplarımızı anlattığı ve eski günlerimin gözlerimin önünden geçmesine sebeb olduğu için rahmetli Nusret Ağabeye minnettarım. Eyüp anlatılmış çoğunlukla ama bilirim ki bu olaylar İstanbul'un her yerinde hatta tüm Türkiye'de yaşanan birer gerçekliktir.
Hem geçmişimizi tanımak, hem de İstanbul'u tanımak adına kesinlikle okunması gereken bir kitap.