ginza
Kitap yarısından sonra tat vermeye başladı bana. Attila İlhan'ın ne demeye çalıştığını o zaman farkettim. Roman olarak Aynanın çindekiler serisinin kitapları kadar tatmin edici değil, ama bu kitapta zaten başka bir şey yapmaya çalışmış yazar. Attila İlhan'ın da acısını çektiği dönem nasıl bir dönemmiş ki, hakkında kitaplar yazıla yazıla bitirilemiyor, bir dönemin insanını yemiş bitirmiş bu dönem. Uğruna çaba harcadıkları şeye ne kadar inanmışlar ki hayatlarını bu davaya adamışlar, Memleketlerinden, sevdiklerinden, işlerinden, her şeylerinden vazgeçmişler...İnanmışlığın gücüne bakar mısınız...
Kitaptaki şu paragrafı da buraya almak istedim: 'Sözler
düşünceler, fikirler, olayları şu ya da bu yönden ışıklandırıyor; bazen şöyle, bazen böyle gösteriyordu. Bazen çiçek, bazen kuş diyorduk. Bazen çiçek olması daha akla yakın görünüyordu, bazen kuş olması. İşin aslında, onun ne olduğunu gerçekten bilen birisi, galiba yeryüzüne gelmemişti. Yoksa biz, kıyamete kadar, soru işaretlerinin çilesini çekmeye hüküm giymiş, lanetli ruhlar mıyız?'